|
(21 Nisan 2009 Salı – Sivas Postası Gazetesi)
TV 58’DE İSMAİL HAKKI ACAR’I İZLERKEN
Cihan ÖZMEN
Şehirlerin akîl adamları vardır. Şehirle birlikte yaşayan, şehirlerle birlikte soluklanan. Bu akîl adamlar, öyle şatafat içre bir ömre tevessül etmezler. Yaşadıklarını, gördüklerini, anladıklarını sanki başkaları yaşamış gibi anlatırlar. Her zaman mütevaziliği elden bırakmayan bir hal adamı hüviyetindedir yaşamları. Bir şehirde ne kadar çok akîl adam varsa, o şehir bence o kadar ileri bir adımla yoluna devam eder. Sivas’a da bu şanslı şehirlerden biri diyebiliriz. Bu insanlar şehir ruhunun yaşaması için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Bu akîl adamların yokluğunu bir an olsun düşünmek bile çok zor. Onların yüce gayretleri sayesinde kültürel değerlerimiz varlığını sürdürmektedir. Efendim geçen hafta Sivas televizyonlarından TV 58’i seyrederken geldi bu düşünceler aklıma. Hasan Coşkun ve Murat Türkyılmaz’ın hazırlayıp sunduğu “Şehrin Kapıları” adlı programın konuğu İsmail Hakkı ACAR’dı. İsmail Hakkı ACAR’ı izlerken gerçekten çok keyif aldım. “Ağzı ballı” tabiri ne kadar da güzel bir söz. İnsan dinledikçe ağzı ballanıyor sanki. Gönül yapıcı, kucaklayıcı, birlik ve beraberliğin güzelliği bir bir sıralandı o programda. İsmail Hakkı ACAR, ülkemizin yetiştirdiği büyük bir değer. Bu tür insanların sohbeti de bir başka oluyor. Her şeyi ben yaparım deme yerine “bir çok güzel insandan” örnekler vererek mütevazi bir hal ile sohbeti taçlandırması gerçekten mükemmeldi. Yol yordam bilmeyen insanların konuşmasından oldum olası rahatsızımdır. Hep ben, hep ben diye nice nidaların bıkkınlığı içerisinde insanoğlu. Oysa söze, gönül yükleyenler de var bu şehirde. Konuştuğunda, insan gönlünü okyanuslar gibi açanlar da var bu şehirde. Geçen hafta Salı günü bu duygular kapladı içimi. Nezih bir sohbet ortamıydı doğrusu. Zara üzerine çalışmalarıyla tanıdığımız ACAR, bir çok kitabıyla tarihe not düştü adeta. Zara çoraplarından tutun da, gelenek ve göreneklerinden çıkın. İsmail Hakkı ACAR’ın televizyonda konuşurken, kibar cümlelerden oluşan sıcaklığı tercih etmesi, bir çok yazar dostumun da dikkatinden kaçmamış. Hatta birisi, “işte böyle zarif anlatılmalı Sivas kültürü” diye memnuniyetini ifade etti. Zarif insanların varlığı değil mi zaten nice çileli yolları kolaylaştıran? İsmail Hakkı ACAR gibi, Sivas Folklorunun üstatları, bence her hafta televizyonda, radyoda, gazetelerde konuk edilmeli. Ülkemizin güzellikleri onların ağzından bir başka güzel. Onlardan öğreneceklerimiz, gerçekten çok fazla.
( 9 Mart 2009 tarihli - SİVAS POSTASI GAZETESİ )
ZARA’DAN İNCİ TANELERİ Yazar : Cihan Özmen :
Okunma : 160 Tarih : 09 Mart 2009 15:05 Baharın getirdiği bir kırgınlık mıdır bilemiyorum ama, birkaç gündür üzerimde bir ağırlığın olduğunu söyleyebilirim. Hani her mevsim neşe ve kederiyle gelir derya büyükler, tam öyle bir neşe ve keder kıskacı sanki. Şehri yüzükoyun adımlar gibi, usul usul ellerim ceplerimde ilerlerken, insanların bahara hazır bir zaman hareketiyle sağa sola doğru, yarı kekremsi bir mutlulukla ilerlemeleri, daha bir etkiliyor beni. Rüzgarın o kış soluğu yerine, hafif ılık bir serzenişle esmesi, damarlarımdaki kanı coşturmasa da, az az kaynatıyor hayallerimi. Rahmetli annem, her bahar gelmesinde, “rüzgar taşı toprağı şerbetliyor” derdi. Hakikaten yeryüzünün, yeniden yeşil libasını giyinmesi için rüzgar aşılıyor sanki bütün alemi. Bütün alem aşılanırken rüzgarın bereketiyle, benim adımlarım usul usul gazetenin merkezine yöneliyor. Oradaki arkadaşlar, tam çıkma yakını yeni basılan bir eseri tutuşturuyorlar elime. Her yeni basılan çalışma heyecanlandırır beni. Hele bu çalışmada, insan güzelliği seyri suluk etmişse daha bir keyiflenirim. Eve gelir gelmez başladım sayfalarda gezinmeye. Zara’da bir müddet kalmış biri için bulunmaz bir keyif bu eseri okumak. Bazı mekan ve kişileri duymuşluğumun da etkisiyle bir bir yudumladım sayfaları. Zara ve insan. Zara ve İsmail Hakkı Acar. Zara ve Kösedağ. Zara ve Tebessüm… Zara gerçekten ilginç bir ilçe. Köklü bir geçmişle sahip olmanın yanında, o köklü geçmişi şerbetleyen nükteleriyle de hep anılmakta. Şehrimizin yetiştirdiği zarif insanlardan İsmail Hakkı Acar’ın hazırladığı “Zara’dan İnci Taneleri” adlı çalışma gerçekten çok güzel olmuş. Bir solukta okumanın yanında, bazı yerleri iki üç defa okuduğumu belirtmek isterim. Bütün anlatılanlarda insanın gülümsemesi hiç eksik olmuyor. Hatta gülümsemeden de öte, bir çok yerinde kahkahaları da bıraktığımı söyleyebilirim. İsmail Hakkı Acar, bu şehirde kıymeti bilinmesi gereken bir insan. Onun çalışmalarını bilmeyen yoktur. Tanışmasak da, benim üzerimde de büyük emeği olduğunu söyleyebilirim. Çünkü Zara’yı ilk defa onun yazdığı eserden tanıdım ve sevdim. Büyük emeklerle hazırladığı, 1990 yılında basılan “Zara Folkloru” tam bir şaheser. Kütüphanemin en baş kitaplarından olan bu çalışmasını, zaman zaman okuyarak, anılarımı taze tutmaktayım. Yine bu eserin de, bir çok insanın beğenisini kazandığı muhakkak. Nüktenin ve misafirperverliğin en güzel yaşandığı Zara, bu çalışmayla daha da adından söz ettirecek. İsmail Hakkı Acar’a bu güzel emeğinden dolayı teşekkür etmek lazım. Çok komik ve düşündürücü anlatımlar mevcut. İşte sizi gülümsetecek bir örnek: “Günün birinde ilçeye bir sihirbaz gelir…Çadır kurulur ve akşam olunca ilçenin ileri gelenleri ile halk gösterileri izlemeye gider. Gösteriler başladığında Tufan Bey hem izliyor, hem de yanındakilerle konuşuyormuş. Sihirbaz: --Bak amca sus. Yoksa seni kadın yaparım, deyince Tufan Bey: --Evladım. Ben zaten kırk yıldır kadınım. Elinden geliyorsa erkek yap, der.”
|